Erişilebilirlik

Finlandiyalılar Trump-Putin Zirvesini Bekliyor


Finlandiyalılar, Başkan Trump ve Rusya Cumhurbaşkanı Putin'in Pazartesi günü Helsinki'de yapacakları tarihi zirveyi beklerken bir yandan da doğu komşuları Rusya'yla olan karmaşık ilişkilerini gözden geçiriyor.

İsveç ve Rusya arasında yer alan Finlandiya, gerek coğrafi konumu gerekse Soğuk Savaş sırasında üstlendiği denge kurucu rolü nedeniyle genellikle ”doğu ve batı arasındaki ülke” olarak tanımlanıyor.

Geçmişte Finlandiya'nın Amerika Büyükelçiliği'ni yapan Max Jacobson, "Finlandiya: Mit ve Gerçeklik“ adlı kitabında, Finlandiya'nın doğu ve batı arasında tarafsız denge unsuru rolünün, ideolojik bağların ve stratejik gerçekliklerin arasındaki üstü kapalı çekişmeyi bertaraf etmek için tasarlandığını kaydediyor.

Jacobson, ideolojik ve kültürel açıdan Batılı bir ülke olan Finlandiya'nın Batı'nın ekonomik sisteminin de bir parçası olduğunu söylüyor. Ancak Finlandiya'nın yüzünün Batı'ya dönük olması, coğrafi konumu ve Rusya'yla tarihi bağları açısından bazı zorlukları da beraberinde getiriyor.

Finlandiya, 1917 yılında bağımsızlığını ilan etmeden yaklaşık yüz yıl önce Rus İmparatorluğu'nun içinde özerk bir dükalıktı. Bu nedenle de farklı Rus monarşilerinin değişken yaklaşımlarına maruz kalıyordu. 1818-1881 yılları arasında yaşayan Rus Çarı İkinci Alexander, Finlandiya'daki liberal kurumları destekleyen, ılımlı bir hükümdardı. İkinci Alexander bugün Finlandiya'nın başkenti Helsinki'nin Senato Meydanı'ndaki heykeliyle anılıyor.

İkinci Alexander'dan sonra gelen çarlar ise bambaşka bir yaklaşım benimseyerek Finlandiya'yı Ruslaştırmaya çalıştı, Finlandiya'nın iç yönetiminin Rusya'nın çıkarları ve onuruyla ters düşmemesi gerektiği konusunda ısrarcı bir tavır takındı.

NATO değil AB üyesi

Fin-Sovyet Dostluk Anlaşması, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra lağvedildi. 1995 yılında Avrupa Birliği'ne girmesi, Finlandiya'nın Batı bloğuna tam olarak katılması anlamına geliyordu. Ancak Fin halkının büyük çoğunluğu, NATO'ya katılma konusunda isteksiz. Bunun bir nedeni, doğu komşusu Rusya'yı öfkelendirmekten kaçınma çabası.

Öte yandan Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, iki ülke arasında samimiyet kurmak amacıyla geçen yıl Finlandiya'nın yüzüncü kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak için Helsinki'yi ziyaret etti. Putin ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niisisto, buharlı gemiyle yaptıkları tur sonrasında akşam yemeği yedi ve bir bale gösterisini izledi.

Ancak Rusya-Finlandiya ikili ilişkilerini samimi bir platformda yürütme çabalarıyla ters düşen bazı gerçekler de var. Finlandiya, Rusya'yla olan bin 300 kilometrelik sınırı boyunca metre başına en az bir mayın döşemiş durumda. Washington'daki Finlandiya Büyükelçiliği'nde savunma ataşesi olan Pekka Toveri, Finlandiya'ya gelmek isteyenlerin öncelikle ”davet edilmeleri” gerektiğini söylüyor.

Toveri, Dünya Politikası Enstitüsü'nde bu yılın başında yaptığı konuşmada, ”Finlandiya'nın savunma gücü yok. Finlandiya'nın kendisi bir savunma gücüdür” dedi.

”Kuzey Avrupa'daki en iyi savunma gücüne sahibiz” diyen Toveri, zorunlu askeri hizmet uygulamasının ve her an göreve hazır 280 bin askerlik ordusunun bunda büyük katkısı olduğunu kaydetti. Toveri, Rusya hakkındaysa, ”Güçlü bir komşumuz var, bazen daha çok, bazense daha az saldırgan olabiliyor, ancak her zaman varolmaya devam edecek. O nedenle de hazırlıklı olmalıyız,” dedi.

Kış Savaşı ve ötesi

Tüm dünya, Finlandiya'nın bağımsızlığı ne kadar çok istediğine, 1939 Kasım‘ında, Sovyet işgaliyle başlayan Kış Savaşı'yla tanık oldu. Finlandiya'nın efsanevi kumandanı Mareşal Carl Gustaf Mannerheim'ın ve dünya kayak şampiyonu Pekka Niemi'nin başını çektiği Fin güçleri, kayaklı askerlerle Sovyet hatlarına girerek Sovyet birliklerin çok ciddi kayıplar vermesine neden oldu. Savaşın sonunda Finlandiya, Stalin‘in planladığından daha fazla toprak kaybına uğradı. Ancak bir yandan da güçlü komşusuna Fin ordusuyla savaşın nelere mal olacağını öğretti.

Toveri, son yapılan anketlere göre Fin halkının yüzde 78'inin, sonucu belirsiz olsa bile herhangi bir saldırı karşısında direnişe geçmekten yana olduğunu söylüyor.

Uzmanlar, Finlandiya'nın Rusya'yla olan geçmişinin, Trump-Putin görüşmesine hazırlanan Amerika açısından da bazı dersler içerebileceği görüşünde.

Washington'daki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nın Avrupa Programı Başkanı İsveçli uzman Erik Brattburg, Finlandiya'nın Rusya'yla ilişkiler konusunda her zaman gerçekçi olduğunu vurguluyor.

Brattburg, Finlandiya'nın aynı zamanda Rusya'ya karşı ”iş ilişkisine” benzeyen bir yaklaşım sergilediğini söylüyor.

Brattburg, Finlandiya'nın tarafsız ülke olarak tanımlanmaya devam etmesinin hatalı bir algıya yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Putin-Trump zirvesi için mekan olarak Helsinki seçilmiş olsa bile Brattburg'a göre Finlandiya kesin olarak Batı'nın bir parçası, NATO ve Amerika'nın sağlam bir ortağı ve ülkeler arasında kurallara dayalı düzenin sadık bir savunucusu.

Brattburg, ”Finlandiya bu nedenle Kırım'ın ilhakı nedeniyle Rusya'ya yönelik olarak uygulanan yaptırımların korunmasını destekliyor. Kırım'ın Rusya'nın bir parçası olarak kabul edilmesini istemiyor çünkü bu durum, ulusal egemenlik, toprak bütünlüğü gibi, Rusya'yla uzun bir sınırı olan Finlandiya gibi küçük bir ülkenin ihtiyacı olan kurallara dayalı düzenin bozulması anlamına gelir” diyor.

Büyük güçler, küçük devletler

2015 yılından bu yana Finlandiya'nın Amerika Büyükelçiliği görevini yürüten Kirsti Kauppi, büyük ülkelerin uluslararası ilişkilerin kurallarını koyabileceklerini düşündüğü bir düzenin sürdürülemez olduğunu kaydetti. Kauppi, ”Geniş kapsamlı işbirliğine ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz, küçük ve orta boylu ülkelerin de hem katkıda bulunacak, hem de kaybedecek çok şeyi var” dedi.

Kauppi, sadece Finlandiya ve Amerika arasında değil, Amerika ve Avrupa Birliği ve genel olarak Kuzey bölgesi arasında da daha sıkı işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve ”Dünya, transatlantik toplumdan daha büyük, ancak Amerika ve AB arasındaki temel bağ, uluslararası toplumun şekillendirilmesi açısından son derece önemli” ifadesini kullandı.

1956-1982 yılları arasında Finlandiya Cumhurbaşkanı olan Urho Kekkonen, küçük devletlerin uluslararası olaylara yön vermek için az güce sahip olduklarını söylemişti. Kekkonen, ”Barışın korunması sorumluluğu, dünyayı tahrip etme gücüne sahip olan büyük ülkelerin omuzlarındadır. Küçük ülkeler, büyük ülkeleri bu sorumlulukları hakkında sürekli uyarmak zorundadır” şeklindeki sözleriyle hatırlanıyor.

STÜDYO VOA

Kamala Harris partisinden yeterli destek alabilecek mi? – 22 Temmuz
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:28:51 0:00
XS
SM
MD
LG