ABD'li Eski Bakan Yardımcısı: 'Türkiye Hayal Kırıklığı Yarattı'

Your browser doesn’t support HTML5

Washington geçen haftalarda, basın özgürlüğü ile ilgili iki önemli toplantıya ev sahipliği yaptı. Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Özgürlük Evi’nin dünya basın özgürlüğü raporlarını açıkladığı toplantılarda en dikkat çekici iki isim Obama yönetiminin dışişleri bakan yardımcılarından Tom Malinowski ve Rus muhalif lider, eski dünya Satranç şampiyonu Gary Kasparov’du.

Tom Malinowski, Türkiye siyasetinde tanınan bir isim. Eski Obama yönetiminde insan haklarından sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olan Malinowski Türkiye’ye yönelik eleştirileri ile de tanınıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in paneline katılan Malinowski, Amerika’nın Sesi’nin sorularını da yanıtladı. Malinowski, Türkiye’nin hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

Malinowski, “Türkiye, diğer bölge ülkeleri için örnek oluşturan bir demokrasiye sahipti. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında saygı görüyordu. Erdoğan yönetiminde de daha sürdürülebilir bir demokrasi olma yolunda ilerliyordu. Ama bu çok dramatik bir şekilde yön değiştirdi ve Türk halkı, Türk gazeteciler bunun yükünü çekiyor. Türkiye’nin küresel saygınlığı zarar gördü. Hükümeti desteklemeyen Türkleri tehdit etseniz de, dünyanın kalanını tehdit edemezsiniz. Dünya neler olup bittiğinin gayet farkında,” dedi.

Eski bakan yardımcısı, Obama yönetiminin Türkiye’de basın özgürlüğü ve hak ihlallerine sessiz kaldığı eleştirilerini ise kabul etmeyerek, “Bence bunu söylemek adil değil. Gazetecilerin tutuklanmasını, göstericilere aşırı güç kullanımı gibi belli konuları, Sayın Erdoğan’ın tepkisini çekecek noktaya kadar sık sık gündeme getirdik. Ancak Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu duruma bakarsak, çok da etkili olmadığımız ortada. Türkiye ile zaten, özellikle Suriye’de üstlendiği önemli rol nedeniyle, çok karmaşık bir ilişkimiz olduğunu söylemek de yanlış olmaz” diye konuştu.

'Yakınlaşma Türkiye ile Rusya arasında değil'

Özgürlük Evi’nin panelinde konuştuğumuz 13. Dünya Satranç Şampiyonu Rus muhalif Gary Kasparov da Türkiye’deki son gelişmeleri endişe ile takip edenlerden.

Kasparov, “Türkiye, benim gibi birçok insan için büyük umuttu. 2002’de Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu üzerine bir makale yazmıştım. Demokrasisi güçlü Müslüman bir ülke ile Hıristiyan Avrupa arasında bir köprünün büyük bir şans olduğunu dile getirmiştim. Türkiye, büyük bir miti yıkabilir ve Müslüman dünyasında demokrasinin işleyebileceğini gösterebilirdi. Türkiye’de yakın geçmişte yaşananlar ise sadece kendisi için değil, bu umut için de bir felaket oldu,” dedi.

Ankara-Moskova hattında azalan gerilime farklı bir yaklaşım içinde olan Garry Kasparov, “Daha net konuşalım. Bu yakınlaşma Rusya ile Türkiye arasında değil, iki diktatör arasında, Erdoğan ve Putin arasındadır. Stalin ve Hitler yakınlaşması gibi. Bir dengesi yok, bugün dost yarın düşman olabilirler. Bu, Amerika ile İngiltere arasında ya da Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler gibi değil. Çünkü o ülkelerde ilişkileri kişiler değil demokrasinin gücü belirliyor,” şeklinde konuştu.

'Rusya keşke Amerika'nın Sesi dinlemek zorunda olmasa'

Kasparov da Malinowski de, Rusya gibi basın özgürlüğünün sınırlandığı ülkelerde Amerika’nın Sesi’ne çok iş düştüğü konusunda hemfikir:

Malinowski, “Tüm dünyayı gezmiş Amerikalı bir diplomat olarak inanıyorum ki Amerika’nın Sesi kapalı toplumlara inanılmaz önemli bir hizmet sağlıyor. İnsanlar yalan haber çağında, internette her şeyin yayılabildiği noktada, doğru ve tarafsız bilgi istiyor. Rusya’da basın özgürlüğünün durumu belli, Rus halkına bunu anlatmama gerek yok. Ancak bu yayını dinliyorlarsa, özgür medyaya değer veriyorlar, Rusya dışında tarafsız ve çeşitli bilgiye ulaşmaya çalışıyorlar demektir. Aslında keşke bunun için Amerika’nın Sesi’ni dinlemek zorunda kalmasalardı,” ifadelerini kullandı.

Gary Kasparov da Amerika’nın Sesi’nin, özgür dünyanın değerlerini yaymadaki rolünün önemine dikkat çekti ve “Özgür dünya saldırı altında ve özgür dünyanın değerlerini yaymak için bir plana ihtiyacınız var. Bence Türkiye, Rusya, İran, Afrika ve Asya halkları, özgür dünyadan daha etkin yaklaşımları güzel karşılayacaktır. Dijital evrende yalan haber endüstrisinin hakim olmadığını göreceklerdir,” diye konuştu.

'Trump basın özgürlüğünün değerini arttırdı'

İki ismin üzerinde anlaştığı bir konu da Amerika’da basın özgürlüğü ve demokrasinin Trump yönetimi altında daha da güçleneceği. Tom Malinowski, “Bağımsız basınımız mesela yeni yönetimin Rusya ile bağlarını ortaya çıkardı ve ulusal güvenlik danışmanı Mike Flynn kovuldu. Bence Amerika basınımız çok sağlıklı ve güçlü. En büyük tehdit, son beş yılda gazetelerin ve kanalların karının azalmasıydı. Aslında Trump’ın başkanlığı bir bakıma yardımcı oldu çünkü insanlar saplantılı biçimde haber okumaya ve seyretmeye başladı” dedi.

Rus muhalif Kasparov da, "Özgür basın bence her zamankinden daha güçlü. Başkan Trump’ın da Amerikan halkının demokrasi yaklaşımına bir şekilde pozitif etkisi oldu. Çünkü Amerikalılar, Rusya, Türkiye, İran ya da Çin’deki sorunlardan bahsettiğimizde ilgisiz ve tembel davranıyorlardı. Şimdi ise Ronald Reagan’ın şu sözlerindeki haklılığı görüyorlar: ‘Demokrasi her zaman tehlikede. Yok olmaktan, daima sadece bir nesil ötede.’ Amerikalılar şimdi yaşadıklarımızı duymaya daha açık. Ve farkına varıyorlar ki, Amerika’daki basın özgürlüğü sadece kendilerine değil, demokrasisi ve medyası büyük tehlike altındaki Rusya ve Türkiye gibi ülkelere de yardım ediyor” yorumunu yaptı.

Bağımsız basına destek önerisi

Peki basının özgür olmadığı ülkelerde, bağımsız haber kuruluşları nasıl desteklenebilir? Bunun formülünü de Tom Malinowski verdi:

Eski dışişleri bakan yardımcısı, "Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerde devlet medyasına bakarsanız, reklam verenlerin büyük çoğunluğunun Coca Cola, Pepsi, General Motors ve Ford gibi büyük Amerikan şirketleri olduğunu görürsünüz. Amerika karşıtı programlarda bile böyle Zira bu şirketler, o ülke içinde yerel bir aracı kurumla çalışıyor. Bu kurum da reklamları dağıtıyor. Yani şirketler reklamların nereye dağıtıldığını bilmeyebiliyor. Bu çok rahatsız edici ve utanç verici. Bu yüzden Amerikalı şirketler için bir kural konmalı. Eğer basın özgürlüğüne saygı göstermeyen ya da Amerika karşıtı bir ülkenin devlet yayın organına reklam veriyorlarsa, reklam bütçelerinin bir bölümünü de bağımsız medyaya reklam vermek için kullanmalı" şeklinde konuştu.