Erişilebilirlik

ABD’nin yeni Karadeniz stratejisi Türkiye için ne anlama geliyor?


ABD’nin Karadeniz Güvenlik ve Kalkınma Stratejisi’nde, Rusya ve Çin'in bölge ülkeleri üzerindeki ekonomik baskılarının etkisinin azaltılması amaçlanıyor
ABD’nin Karadeniz Güvenlik ve Kalkınma Stratejisi’nde, Rusya ve Çin'in bölge ülkeleri üzerindeki ekonomik baskılarının etkisinin azaltılması amaçlanıyor

Amerika’da 2024 yılı içinde savunma harcamalarının kapsamını belirleyen bütçe tasarısı, Başkan Joe Biden tarafından imzalandı. Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası olarak bilinen (NDAA) bütçede geçen yıllarda Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle yaptırımlarla ve ABD’nin Suriye politikalarının kilit aktörü olarak yer alan Türkiye’ye bu yıl bir ilk olan Karadeniz stratejisinde yer verildi.

ABD’nin, güvenlik, ekonomik büyüme ve enerji bağımsızlığına öncelik verecek olan Karadeniz Güvenlik ve Kalkınma Stratejisi’nde, Rusya ve Çin'in bölge ülkeleri üzerindeki ekonomik baskılarının etkisinin azaltılması amaçlanıyor.

Savunmayı güçlendiren, Karadeniz güvenliği konusunda bölgesel işbirliğini arttıran ve NATO kuvvetleriyle birlikte çalışabilirliği geliştiren yardımlara öncelik verilmesine değinilen maddede, ABD'den ve işbirliği yapılan ülkelerden doğrudan yabancı yatırım fırsatları da tanımlanıyor.

Atlantik Konseyi uzmanlarından ABD Denizcilik Yüksekokulu öğretim üyesi Arnold C. Dupuy, stratejinin beş ayağı olan “güçlendirilmiş NATO varlığıyla desteklenen bölgesel güvenlik işbirliği; ekonomik işbirliği; enerji güvenliği; artan ikili ve çok taraflı angajman ve demokratik dayanıklılık” arasında ilk maddenin öne çıktığını söylüyor.

VOA Türkçe’ye konuşan Dupuy, “Bence güvenlik, bölgesel dinamiklerin özellikle de devam etmekte olan Ukrayna Savaşı'nın ve bölgedeki diğer potansiyel çatışmaların doğası gereği önemli bir rol oynamak zorunda kalacak” dedi.

Karadeniz ülkeleri olarak da Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Gürcistan, Ukrayna ve kıyıdaş olmamasına rağmen Moldova sayılıyor. Bu ülkelerin ilk üçü NATO üyesi.

Rusya’nın savaş gemileri Karadeniz’de. Moskova’nın ilhak ettiği Kırım yarımadası burada bulunuyor. Su yolu ticareti için Karadeniz hayati önemde. Karadeniz’e giriş çıkışlarsa Boğazlar üzerinden, Türkiye’nin kontrolünde.

Romanya ve Bulgaristan, ABD’nin Karadeniz’e ilgisinden memnun görünüyor. Karadeniz’deki donanma gücünü arttırmaya çalışan Romanya’mın Senato Başkanı Nicolae Ciucă tasarıyı, "Romanya'nın stratejik ortağı olan ABD'nin Karadeniz bölgesinin güvenlik ve istikrarına olan sarsılmaz bağlılığının bir kanıtı" olarak nitelendirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kamu Diplomasisinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Liz Allen da Kasım ayı başında Bulgaristan’a gitti; başkent Sofya ve Karadeniz kıyısındaki liman şehri Varna’da hükümet ve donanma yetkilileriyle görüştü.

Bu ziyaretten iki hafta sonra da, ABD Kongresi’nde savunma bütçesi mesaisi sürerken, 16 Kasım’da sosyal medya platformu X’te, Varna Limanı’nda çektiği videoyu paylaşan Allen, “ABD güvenli, müreffeh ve birbiriyle bağlantılı bir Karadeniz bölgesinden yana. Rusya'nın Ukrayna'daki saldırı savaşı ve bölgedeki zorlayıcı eylemleri karşısında bu değerler için mücadele ediyoruz. Karadeniz bölgesi NATO müttefiklerimiz Bulgaristan, Romanya ve Türkiye için kritik öneme sahip. Aynı zamanda dünyanın geri kalanının ihtiyaç duyduğu serbest mal ve gıda akışı için de kilit önemde. ABD’nin Karadeniz bölgesiyle olan bağı kültür, eğitim, ekonomi, mesleki ve elbette güvenlik ortaklığı temelinde derinlere dayanmakta. Güvenli, emniyetli, müreffeh ve birbirine bağlı bir Karadeniz bölgesi için mücadelemizi sürdürmeyi amaçlıyoruz” mesajı verdi.

ABD’nin Karadeniz’e ilgisi Türkiye’den nasıl görülüyor?

Peki, Türkiye ABD’nin Karadeniz’e olan ilgisine nasıl bakıyor? ABD Dışişleri’nin bu mesajından sadece bir gün sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun Türk basınına yansıyan açıklamaları, bu soruya yanıt niteliğinde.

Yalova’da “Deniz Astsubay Okullarının Kuruluşunun 133'üncü Yıl Dönümü” etkinlikleri kapsamında bir konuşma yapan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, “NATO Karadeniz'de bazı tedbirler almaya çalışıyor. Ancak Karadeniz'de bu tedbirleri biz kendimiz alacağımızı ifade edip NATO'yu veya Amerika'yı Karadeniz'de istemediğimizi beyan ediyoruz” dedi.

Türk basınındaki açıklamalarına göre Tatlıoğlu, “Amacımız şu, Montrö'ye uyulsun. Karadeniz'de biz bütün güvenliği sağladık. Biz Türkiye olarak Karadeniz'de bütün güvenliği sağlarız. Karadeniz'i bir Ortadoğu'ya çevirmesinler. Dolayısıyla Karadeniz'e herhangi bir ülkenin veya NATO'nun girmesini istemiyoruz" diye konuştu.

ABD ordusundan emekli olan Andre C. Dupuy, Tatlıoğlu’nun açıklamasının NATO karşıtı değil Türkiye yanlısı olduğunu ve bunun da anlaşılabilir bir durum olduğuna dikkat çekiyor.

"Türkiye'nin Montrö'nün garantörü olarak rolünün tehdit edilebileceğinden ya da bir şekilde zayıflatılabileceğinden endişe duyduğunu düşünüyorum ve ben bunu ihtimal dahilinde görmüyorum. Türkiye, Montrö'nün kilit unsuru olma rolünü sürdürecektir” diyen Dupuy, Türkiye'nin NATO müttefikleriyle bir dereceye kadar çalışması gerekeceğini, özellikle Romanya ve Bulgaristan’ın tehditler konusunda çok endişeli olduğunu belirtti.

Ankara’nın son olarak, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz’e yerleştirilen ancak sürüklenerek tehlike yaratan mayınların temizlenmesi için Romanya ve Bulgaristan ile üçlü girişim anlaşmasının Ocak ayında imzalanacağını açıklaması da sınırlı işbirliğine işaret ediyor.

Washington’un önde gelen Türkiye uzmanlarından Soner Çağaptay’a göre 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Karadeniz’in “bekçisi” tayin edilen Türkiye’nin, ABD ya da herhangi bir ülke ile Karadeniz’in statüsünü değiştirme potansiyeli taşıyan herhangi bir tartışmaya girmesi çok zor.

“İki Dünya savaşı arası dönemde Nazi Almanyası'nın yükselişini gören Fransa ve İngiltere, Naziler’in yanında yer almasını önlemek için Türkiye'nin gönlünü almak istedi ve bu yüzden son derece cömert davrandılar. Özellikle savaş durumunda Türkiye'ye, boğazlar üzerinde neredeyse tam kontrol sağlayan uluslararası bir anlaşma düzenlediler” diyen Washington Enstitüsü Türkiye Masası Direktörü Çağaptay, Montrö’nün Türkiye’nin kutsal belgelerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye, 24 Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın patlak vermesinin hemen ardından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne başvurdu. Sözleşmenin 19. maddesi, Boğazlar’ın savaşan tarafların askeri gemilerine kapatılmasını öngörüyor. Halihazırda Türk Boğazları Ukrayna ve Rusya’nın askeri gemilerine hala kapalı.

Ancak Türkiye, savaşın ardından üçüncü ülkelerin savaş gemilerinin de Karadeniz’e geçişlerine izin vermedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın çıkmasının ardından, “Montrö Sözleşmesi’nin verdiği yetkiyi krizin tırmanmasının önüne geçecek şekilde kullanma kararındayız” demiş; dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “Kıyıdaş olan, olmayan bütün ülkeleri boğazlardan savaş gemisi geçirmemesi konusunda uyardık” açıklamasını yapmıştı.

Türkiye’nin tutumu net olmasına rağmen ABD’nin Karadeniz’de özellikle NATO kapsamında varlığını güçlendirmek istediği ise açık. Washington’un önde gelen politika belirleyicilerinden düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi, uzmanlardan oluşturduğu Karadeniz Güvenliği Görev Gücü ile 32 sayfalık bir rapor hazırladı.

Geçen hafta açıklanan “Karadeniz İçin Güvenlik Stratejisi”nde, “Türkiye tarafından desteklendiği takdirde, belki Köstence'de (Romanya) konuşlu daimi bir NATO deniz görev gücü deniz caydırıcılığını destekleyecektir. Aksi takdirde, NATO savaş gemilerinin çatışma sonrası rotasyonları, Karadeniz deniz birlikleri ile takviye edilerek, bunun yerini alabilir. Bu kuvvetler Rus topraklarına saldırgan bir tehdit oluşturmayacaktır, ancak NATO deniz caydırıcılığının bölgede etkili olmasını sağlayacaktır” tavsiyesi yapıldı.

Raporun tavsiye bölümünde ABD yönetimine, “Türkiye ile ilişkileri mümkün olduğunca yeniden düzenleme; Ukrayna'ya daha güçlü destek verilmesi ve Rusya'dan uzaklaşılması karşılığında AB yaptırımlarının kaldırılması ve AB üyeliğini destekleme ve NATO-Türkiye ilişkilerini yeniden canlandırma” çağrısı yer aldı.

Soner Çağaptay ise Montrö’yü esnetmeye yönelik her türlü politika hamlesinin boşa çıkacağı görüşünde. Çağaptay, “Ankara, Montrö Sözleşmesi'nin yorumlanmasının ya da esnetilmesinin kaygan bir zemin yaratacağını biliyor. Sözleşme yeniden müzakereye açılacak ve elbette Türkiye, çok sıradışı uluslararası koşullar altında elde ettiği bu iyi anlaşmayı asla elde edemeyecektir. Bu anlaşmanın ne kadar kutsal ve iyi olduğunu dikkate almayan herhangi bir çaba, herhangi bir ABD girişimi ya da diğer NATO ülkesi girişimine bol şanslar” dedi.

Andrey C. Dupuy da Montrö’ye ilaveten Karadeniz’de Rusya konusunda çok zor bir rol oynadığını söylediği Türkiye’nin, ABD ve diğer NATO müttefikleriyle ilişkilerinin güçlü tutulmasının önemine dikkat çekti. Dupuy, bunun enerji işbirliği ya da Ukrayna’nın yeniden inşası gibi başlıkların yanısıra, kara ve deniz tatbikatlarıyla da sağlanabileceğini söyledi.

“Pahalı. Zaman alıcı. Sinir bozucu ama bence bunların yapılması gerekiyor. Bence bu, güven seviyesini nasıl koruyacağımızın temeli olmalı ve daha sonra başka anlaşma alanları bulmaya ve bunun üzerine inşa etmeye devam etmeliyiz“ diyen Dupuy, Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesinin ya da yeniden müzakere edilmesinin söz konusu olabileceğin düşünmediğini kaydetti.

  • 16x9 Image

    Dilge Timoçin

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu Dilge Timoçin mesleğe 2000 yılında NTV'de başladı. 2008'de Habertürk TV'ye transfer oldu, dış haber sorumlusu olarak görev yaptı. ShowTV'de dış haber editörü ve spiker olarak çalışan Timoçin, sonrasında Al Jazeera Türk'e geçti; Al Jazeera İngilizce için prodüktörlük yaptı. Dilge Timoçin VOA Türkçe'ye katılmadan önce Reuters, Deutsche Welle gibi yabancı basın kuruluşlarıyla çalışıyordu

Forum

STÜDYO VOA

Afganistan’dan çekilme süreciyle ilgili Kongre’den Blinken’a suçlama – 1 Mart
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:29:58 0:00
XS
SM
MD
LG